Ana içeriğe atla

Ulus Devlet Dönemi Sona mı Erdi?

 

 

Ulus Devlet Dönemi Sona mı Erdi?

 

İki yüz senedir kimi zaman etkinliğini koruyan, kimi zaman da modasının geçtiği ilan edilen milliyetçilik ulusal bağımsızlık mücadelelerinde önemli bir rol oynamıştır. Doksanlarda yeniden öne çıkan milliyetçilik, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ona bağlı eski parçalarından olan ulusların özerkliklerini ilan etmesiyle sonuçlanmıştır.  Sovyetlerle sınırlı kalmayan bu durum Yugoslavya’yı etkisi altına alarak birçok ulusun bağımsızlık özlemini gerçekleştirir. Milliyetçiliğin hâlâ revaçta olduğunu gösteren buna benzer onlarca olay ve olgu vardır. Peki, milliyetçilik veya ulusların bağımsızlık arayışı yalnızca kriz, buhran ve savaş gibi çatışma durumlarda mı ortaya çıkar? Kuşkusuz bu gibi durumların milliyetçilik üzerinde önemli etkileri olsa da bunun dışında da birçok faktör söz konusudur. Ulusların veya toplumların kendi kendini yönetme istemi modern çağın kolektif bilincini yansıtmakla beraber, son iki asra damgasını vuran devlet yapısının da temelini oluşturur. Bu bakımdan milliyetçilik veya devletsiz ulusların self-determinasyon hakkı arayışı siyasi olmakla beraber, aynı zamanda kimlik meselesidir.  

Ulus, siyasetin kurucu unsurudur. Haliyle ulus, siyasetin arızi bir unsuru değil onun kurucu motifidir. Ulusun özerk bir varlık olarak tanımlanabilmesi ve başka uluslar tarafından özerk olarak tanınması, kendiliğin inşasının gerçekleştiği anlamına gelir.

Ulusal siyaset meşruiyetini topluma dayalı rıza unsurundan alır. Aksi halde baskıcı ve kaba kuvvet ile değerlendirilmiş olur. Siyasalın meşrulaştırıcı temelini bu rıza oluşturur. Ancak meşru olduğuna inanılan bir siyasete toplum teveccüh eder. Başka bir deyişle, siyasete rıza gösterilmesini sağlayan da bu inançtır.

Siyasetin Kürtlük tahayyülü yerini daha ideolojik, katı ve kendini inkâra dayalı bütüncül bir bilince bırakmış halde. Kürtleri tüketen ve anakronizme dönüşen bu durum parti siyaseti ile ifade edilse de daha başka önemli nedenlerin olduğu söylenebilir. En azından pratik alanda yaşanan gelişmeler konu hakkında çok sayıda şeyler söylemeyi gerektirir.

 Bu noktada iki temel nedenden bahsedilebilir: Siyasetin, “ulusal sorun”a özgü bir gerçeklik üzerinden yürütülmediği, bir diğeri de eşitsizliğin aşılması noktasında yasallıktan doğan bir meşruiyet anlayışının yanı sıra bu yasallığa zemin hazırlayan kuramsal politikaların geliştirilememiş olunması. Ulus ve siyasetin iç içeliği söylemin çok daha ötesinde bir gerçekliği içerir; siyasal alanda onu görünür kılmak.

Politik olanın temsilcisi olarak Kürtlerin içine girdiği bu patolojik krizin aşılması buna bağlıdır. Kuşkusuz politik eylem, siyasi yapılar kurmaya ve onların muhafazasına bağlanmakla ulusun varoluş koşulunu yaratır.  Ulusun tekabül edeceği durum bunun ötesinde olamaz. O halde siyasetin ulusal etkinliklerin ürettiği şeylerden oluştuğu söylenebilir. Bu geleneğin kendi dolaysız siyasi hedefleriyle örtüştüğü gerçeği göz ardı edilemez. Ancak Kürt siyasallaşmasının ulus, toprak, dil ve kendi kendini yönetme üzerine inşa edilmediği gerçeği kabul edilmelidir. Bir başka ifade ile siyasetin Kürtlük tasavvuru milliyetçilik şeklinde tezahür etmemiş aksine ideolojilerden şekillenen düşüncelerden beslenmiştir.

 Bu nedenle ister dini ister seküler düşünce ekseninde gelişen Kürt siyasalı en temel dinamiği veya kaynağı olan ulusu dışlayarak Kürtlük tahayyülünden adım adım koparılmış bir mecraya sürüklenmiştir. Bir diğer ifadeyle günümüzde siyasetin dini ve sekülerliği Kürtlük ya da Kürt milliyetçiliği bağlamının çok daha ötesinde ideolojik temelde bir yapılanma ekseninde şekillenmiştir. Dolayısıyla her ideolojik, dini veya mezhebi farklılaşma Kürtlüğün dışında bir mecraya savrularak gevşek siyasi yapıların ortaya çıkmasına yol açmıştır.  En nihayetinde tam da bu nedenle siyasi egemenlerce inşa edilen ulus-devletlerin sınır duvarlarında kalma hissinin başat bir konuma yerleştirildiği görülür.

Kürt siyaseti, ulus temelli siyasal birlikteliği merkeze alan bir yapılanma fikrinden oldukça uzakta durmaktadır. Oysa modern devlet düşüncesinde olmazsa olmaz bir eylem/edim olarak öne çıkan ulusun kendi geleceği konusunda karar mercii olması egemenlik olgusunun ulusal mücadeledeki rolünü gösterir. Ulus ve siyaset, ulus ve toprak arasındaki ilişkinin bu anlamdaki rolü yadsınamaz. Küreselleşme vurgusuyla dünyanın zamanla tek evrenden yani tek kutuplu bir dünyadan oluştuğu iddiası ve ulus eksenli politikaların tükendiği vurgusu ise aldatmanın ötesine gitmez. Gerek dini gerek seküler düşüncenin servis ettiği (ümmet-küreselleşme) düşüncesi ise bu aldatılmanın en temel paradigmasını teşkil eder. Zira bu politik momentin özünde Kürt siyasal düşüncesinin ulus ile ilişkisini bitirmeye yönelik bir gönderme olduğu söylenebilir. En nihayetinde insani bir eylem olarak siyasetin bir düzen kurma faaliyeti olduğu gerçeği göz ardı edilmektedir. Kürt siyasetinin bu skaladaki olumsuz yeri çok açık.

Siyaset dayandığı ilke ve doktrinlerden bağımsız düşünülemez. Dolayısıyla bu ilke ve doktrinler toplum izin verdikçe hayata geçirilebilir. Bu açıdan bakıldığında, Kürt siyasetinin öteden beri benimsediği ulus karşıtı sözlerinin rasyonel politikada bir ağırlık taşıdığı söylenemez. Kürtlerin yeni siyasetler üretmesinin gerekli olduğu konusunda ortak bir düşünceleri olsa da manevra alanının dar olması hasebiyle zorlu bir süreç yaşayacakları göz ardı edilemez.  

Kürt siyasal bilincinde “ulus karşıtlığı” vurgusu hissedilir bir ağırlık kazanmıştır. Bunun zamanın ruhuna ve politik sürece uygun bir dil olmadığını, siyasal kültür ve güncel gelişmeler ile uyuşmadığını belirtmek gerekir. Oysa ulusa dayalı siyasal siyasetin tırmandığı ve bunun dışında kalan diğer etnik kimliklerin buharlaştığı günümüz toplumlarında ulus ekseninde siyaset, siyasal mücadelenin düşünsel arka planını temsil eder.

Yirminci asrın sonlarında düşüş eğilimi gösteren ulus merkezli politik hareketlenme yirmi birinci asrın başlarında yeniden hatırı sayılır bir ivme kazanmıştır. Ortadoğu’da yeni bir durum oluşturulması sürecinde gelinen aşama, coğrafyanın tüm unsurları gibi kuşkusuz Kürtleri de varlıklarını sürdürme konusunda birtakım arayışlara sürüklemiştir. Ancak şaşırtıcı bir biçimde Kürt siyasetinin bu süreci iyi yönetemediği söylenebilir. Ne yazık ki Kürt siyasalı, küresel ölçekteki değişimler karşısında kendi coğrafyasında hukuka dayalı ve meşru kurumsal bir düzen oluşturulması sürecinde konuyla yakından ilişkisi olmayan ideolojik fanteziler kurmakla meşgul. Bu alanda düşülecek önemli bir hata siyasetin ulusal kimlikten arındırılmasıdır. Oysa politik/siyasi etkinlik esas olarak bizzat toplumun dâhil olabileceği bir etkinliktir. Bir başka deyişle, ulusal mücadele açısından ulusun temsil edilip edilmeyeceği sorusudur. Ulusal mücadelenin özü, bu soru üzerinden dönüşür ve neticede Kürtlere özgürlük ve eşitlik ilkelerine bağlı meşru bir zemin oluşur. Yıkıcı siyasal çatışmaların yaşandığı günümüzde bu eğilimin belirli kolektif özdeşleşme dinamikleri içinde canlı tutulması buna bağlıdır.

Bir ulus olarak tanınmak için kolektif dayanışma, bütünleşme ve kimlik siyaseti zorunludur. Bu bize bir ulus olarak Kürtler açısından milliyetçiliğin söylemsel oluşumunu devreye girdiğini gösterir. Ama bize düşen ilk iş, ulusal sorun ile özdeşleşen kolektif kimliğin yanı sıra, dini, mezhebi ve ideolojik olarak Kürtlerin bir bütün olduğu kavramıdır. Ya da en azından self-determinasyon ülküsünü taşımak, özerk ve kendine yeterli olarak diğer uluslarla eşit olmayı amaçlamaktır. Dolayısıyla Kürtlerin ulus olarak tanınması bu olguların hâkimiyetine bağlıdır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siyasetin Kurucusu Olarak Ulus ve Egemenlik

Ulus merkezli bir mücadele için ilk vurgulanması gerek husus, siyasala yoğunlaşmış olmasıdır. Burada siyasala yönelik vurgunun ekonomi, kültür veya benzer bir alan olmadığını belirtmekte fayda var. Zira “siyasal olan” siyasetin temel çekirdeğini temsil eder ve bu haliyle siyasetten maksat bilindik anlamıyla bir iktidar mücadelesi olmadığı çok açık. Siyasete ruhunu veren ve onu bir “çekirdek kategori” olarak ele alacak olan bu durum, bir düzen kavramı olarak otonom yapının yanı sıra özünde ulusların yönetim ile kurduğu ilişkiyle aynı paraleldedir.   Bunun gerçekleşmesi ise ulusun “siyasal olan” ile kurduğu bağ ile orantılıdır. Siyasalın kaynağı ulustur ve ulusun siyasal olan ile ilişkisi onun siyasal eylem ve saikleri açıklamada kullanılabilecek özgül bir ayrım ile mümkündür. Siyasetin Kurucu Unsuru Olarak Ulus Ulus, siyasetin kurucu unsurudur. Ulus, siyasetin arızi bir unsuru değil onun kurucu motifidir. Ulusun otonom bir varlık olarak tanımlanması kendiliğin inşasının gerç...

İslamcılıktan Post-İslamcılığa “Aşırı Sağ”

  İslamcılık ve post-İslamcılık gibi kavram kategorilerin tartışıldığı bu zamanlarda, İslamcı siyasi partilerin iktidarıyla birlikte aşırı sağın yükseldiği görülür. Bunun anlamı, İslamcı deneyimden, niteliksel olarak farklı bir söylem ve siyasetin doğuşuna eş zamanlı olarak tanıklık etmekteyiz. Gerçek şu ki liberal, muhafazakâr, demokratik ve köktenci İslamcılığın görünür olduğu siyaset zemininde aşırı sağın güçlenmesi bir dizi tartışmayı da beraberinde getirmektedir.  Bu gelişmelerin yaşandığı vakalar her ne kadar farklı olsa da post-İslamcı trendin İslamcı ideolojik düşünceden koparak aşırı sağ ile kapsayıcı ortaklığı inkâr edilemez. Bir başka deyişle post-İslamcı düşünce ilke ve uygulamada aşırı sağ terendin büyülü havasından esinlenerek toplumsal gerçekliğini yitirmektedir. Ortadoğu’da post-İslamcılık çerçevesinde   “aşırı sağcı” hareketlerin yükselişi önemli bir tartışma konusudur.   Son birkaç yılda bu tartışmaların yaygınlaştığı söylenebilir. Söz konusu tart...

Kürt Siyasetinin Labirenti

Siyaset bir neden gerektirir. Onu anlamak yüzeysel tanımlamalarla elde edilemez. Onu kavramak için tarihsel, güncel ve toplumsal koşullarını da kavramak gerekir. Bununla birlikte siyaset toplumsal usu amaçlayan, doğasıyla uyuşan eylemsel bir bilince de ihtiyaç duyar. Siyasetin “ magnum opus”u toplumdur. Burada işlenen ya da ele alınan konular siyasetin epistemolojik ve pratik sorunlarıyla ortak bir paydada buluşan toplum sosyolojisidir.   Buna göre siyaset, toplumsal bağlamda ortaya çıkan ilişkilerde incelenebilen ve somut anlam kazanan problemleri inceleme sanatı olarak belirginlik kazanır. Bir başka ifadeyle siyasetin tini toplumdur ve toplum da ancak bu semantik çerçevede somut hâle gelir. ** Siyaset tek bir şahsın düşüncesini yansıtıyormuş gibi ele alınamaz, bundan çok fazlasıdır; Romantizm, Aydınlanma, Reform ve bu çerçevede ortaya çıkan sosyal ve beşeri bilimleri sentezleyerek günümüze aktaran bir politik faaliyettir. Politik faaliyet ise toplumu anlamayı amaç...