Ana içeriğe atla

Türkiyemerkezcilik ve Kürt Meselesi: Post-Kolonyal Bir Eleştiri ve Hegemonya Analizi

 

 Giriş ve Kavramsal Çerçeve: İktidar Ağları ve Türkiyemerkezcilik

"Türkiyemerkezcilik" fikrinin Kürtler üzerinde nasıl bir iktidar ağı kurduğuna ilişkin tartışmaya başlamanın önemi açıktır. "Türkiyemerkezci" politikaların dini ve kültürel okumalarının yanı sıra ön kabullerinin de sistemli bir eleştirisini yapmak gerekir. Sonrasında ise anayasa merkezli eşitsizliğin; gerek eğitim uygulamalarında gerekse devletin kamusal alanında ve toplumsal işleyişinde nasıl yürütüldüğüne ilişkin etraflıca bir tartışmaya duyulan acil ihtiyaç gün geçtikçe öne çıkmaktadır.

"Türkiyemerkezcilik" ya da "Türkiyelileşme" söylemleri ve bu bağlamda sömürge uluslarda cereyan eden post-kolonyal politikalar, söz konusu tartışmaların yürütülmesinin en temel nedenini oluşturur.

Günümüzde "Türkiyemerkezcilik" bağlamında "post-ulusal" ve sonrası hakkında yürütülen tartışmaların yeni boyutu nedir? Bu tartışmalarda yeni sayılabilecek bir boyut var mıdır? Bu ve benzeri soruları yanıtlayabilmek için konuya ilişkin incelemeleri iki temel bağlama yerleştirmek mümkündür:

  1. Birinci Bağlam: "Türkiyemerkezci" tezin bizatihi Kürt kimlikli Türkiyeci sosyalist bürokratlar ve politikacılar tarafından dillendirilmesi.
  2. İkinci Bağlam: Bu tezin, "Batılılaşma" ve "Avrupamerkezcilik" gibi düşünsel geleneklerle birebir aynı olmasa da kısmen benzer ideolojik özellikler taşıması.

Bu çalışmada, "Türkiyemerkezcilik" söyleminin eleştirisi iki ana eksende yapılmakta; bununla birlikte merkezcilik ve Türkiyelileşme/Türkiyelilik kavramları da sorgulanmaktadır.

2. Ulus-Biçim, Hegemonya ve Homojenleştirme Pratikleri

Öncelikle Türkiyeliliğin homojen, tekdüze ve muayyen bir post-ulusal kimlik olarak ele alınması gerektiği inancını taşıdığımızı baştan belirtelim. Zira "Türkiyemerkezci" olarak kavramsallaştırılan olgunun, zaman içinde değişen ve farklı unsurların etkisiyle dönüşen post-ulusal bir anlatı olduğunu biliyoruz.

O halde yeni bir "ulus-biçim", ulusal ideoloji ve milliyetçilik türü olarak "Türkiyemerkezciliği"nin; gerek soykütüksel anlamda gerekse devlet kurumları ve hukuki normlar açısından farklı ulusları kapsayan/içerleyen bir imgelemi temsil etmediği söylenebilir. Bu nedenle şu gerçeğin altını çizmek gerekir:

Türkiyemerkezcilik fikri, kendini hakiki bir buyruk biçiminde sunan, başka toplumları/ulusları yutan ya da onları topluluk olma kimliğinden kopararak işlevsizleştiren hegemonik bir kavramdır.

Siyasal erk veya devlet, kendi pratiklerinde ne düzeyde bir çeşitlilik barındırırsa barındırsın, özünde "Türklük" merkezli ideolojik ve ulusal bir kimliği varsayar. Dolayısıyla iki farklı ideolojinin veya ulusal kimliğin tamamen örtüşmeyeceğini başından itibaren belirtmek yerinde olur.

Burada ideoloji terimiyle kastedilen; yalnızca siyasi ve düşünsel fikirler değil, aynı zamanda bir toplumun zihinsel çerçevesi, ulusal kimliği, inançları ve dünya ile kurduğu ilişkiyi ifade etme tarzıdır. Herhangi bir toplum veya kültürde en fazla dolaşıma sokulan ya da geçerlilik kazanan söylem, o toplumdaki egemen güçlerin çıkarlarını yansıtan ve onları yeniden üreten söylemdir.

3. Post-Kolonyal Söylem, Anayasal Eşitsizlik ve Kürt Entelektüel Açmazı

"Türkiyelileşme" ve "Türkiyemerkezcilik" düşüncesinin aşılması yönündeki çabalar Kürt entelektüellerince henüz yeterli düzeye ulaşamamış; yapılan bir kısım eleştiriler ise Türk ulus kimliğinin tarihsel paradigmasının ötesine geçememiştir.

Bu tez bir kez kabul edildiğinde, mevcut tartışma birkaç boyuta ayrılabilir. Aynı konjonktür içinde bir yanda ulusallık ve yurttaşlığın istikrarsız bileşimi, diğer yanda ise ulusallık modelinin monolitik yapısı etrafında patlak veren post-ulusal söylemlerin varlığı, tartışmanın daha farklı platformlara taşınmasını gerektirir.

İlk bakışta masumane bir görüş sergileyen "Türkiyemerkezcilik" anlayışının idealize edilerek bir nirengi noktası veya devrimci bir uğrak gibi ele alınması, ulusal modeller arasında sıradan bir farklılık gibi yansıtılması ya da politik bir ulus modeli şeklinde sunulması yanıltıcıdır.

Söz konusu sembolik başlangıç noktasının toplumsal kültüre ve inanca gönderme yapması, onun kendiliğinden çoğulcu ve plüralist bir anayasa inşa edeceği anlamına gelmez. Bu tür karşılaştırmaların içerdiği kısır döngüden çıkmak için, başlangıç tezi olarak düşünülen fakat örtük olarak hâkim ulusun egemenliğini ifade eden tarihin ve tarihsel gelişimin gerçekte nasıl bir seyir izleyeceği doğru hesaplanmalıdır.

Özellikle olay ve olgulara bağlı olarak "Türkiyemerkezciliği", Türk ulusçuluğunu yeniden üretmenin ve onun bekasını güvenceye almanın veya uzun dönemli sonuçları dolayısıyla ulusun çöküşünü engellemenin en etkili çaresi olarak sunulmaktadır. Bu nedenle "Türkiyemerkezciliği" kavramı, yeni bir post-ulus kurgulamaya ve onu güvence altına almaya elverişli bir araçtır. Zira yeni bir "ulus-biçim" veya "post-ulus" hipotezi olarak Türkiyemerkezcilik; hegemonik bir eşitsiz gelişime, zaman ve mekân koşullarına göre hükümran bir yapıya dönüşebilir. Günümüzdeki toplumsal ve siyasal pratikler de bunu doğrular niteliktedir.

Söz konusu merkezciliğin muktedir ulusal kimlikten özerk olduğunu ileri sürmek, onun özdeşliğe bağımlı eklentilerini görmezden gelmek ve ideolojik/kültürel pratiklerini formülleştirmeye çalışmak faydasızdır. Türdeş/homojen bir şekillendirme, ekonomik ve dini araçlarla bir baskılama yöntemi olarak birçok alanda son derece etkili olabilmektedir. Şayet durum buysa, bir adım daha ileri giderek ekonomik, dini ve politik güçler için gerekli ön şartın "Türkiyemerkezciliği" ekseninde bir homojenleştirme eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Kuşkusuz bu eylem, gerek devlet gerekse devleti özneleştiren ulus için kaçınılmaz bir nitelik taşır.

4. Evrenselcilik Maskesi, Öznellik Kaybı ve Çözümsüzlük

Türkiye’de farklılıklar vurgusu üzerinden yürütülen demokrasi, insan hakları ve özgürlük tartışmalarının Kürtlere nasıl yansıtıldığı ve Kürtlerin bu kavram evreninde nasıl ele alındığı tam bir muammadır. Kürtlerin yok sayılmasına yönelik eleştirilerin hız kazanması olumlu bir durum olsa da henüz istenen seviyede değildir. Haliyle Türkiyelileşmenin bir ürünü olarak öne çıkan post-kolonyal çabalar görmezden gelinemez.

Öte yandan, Osmanlı ve Türkiye modernleşmesinin Kürtler üzerindeki yıkıcı etkilerinin post-kolonyal politikalar aracılığıyla günümüze dek sürdürüldüğü görülmektedir. Post-kolonyal ve post-ulusal bir düşünce olarak öne çıkan "Türkiyelileşme" anlayışının merkezileştirilerek Kürtler arasında nasıl önemli bir gerçeklik iddiası kazandığını sorgulamak gerekir. Kürtlerin inkârını içeren tikel bir anayasa ve siyasi, sosyal, kültürel alanlarda Türkiyelileşmeyi merkeze alan hukuki uygulamalar, Türk düşünsel hegemonyasının Kürt dünyası içerisindeki derinliğini gösterir.

Kürtlerin gerici, modern dışı ve taşralı olarak kodlanmasının arkasında da bu Türkiyemerkezcilik fikri yatar. Oysa söz konusu anlayış, sadece seküler-sol toplumcu düşünürlerin değil, İslamcı bürokrat ve entelektüellerin de teolojik ve teleolojik zihin dünyasını şekillendirir. Dolayısıyla Türkiyemerkezcilik anlayışıyla temellenen dinin, dini geleneğin ve geleneksel kültürün, post-kolonyal çalışmalardan bağımsız okunması mümkün değildir.

Bu bağlamda Kürt aydın ve siyasetçilerinin, mensubu oldukları toplumun uğradığı hak ihlallerini "evrensellik", "demokratikleşme" veya "sınıf diyalektiği" adına göz ardı etmeleri, tarihsel bir başarısızlığın ne denli kökleştiğini gösterir. Bu açmaz, Türkiyemerkezci anlayışın demokrasi, insan hakları ve self-determinasyon (kendi kaderini tayin hakkı) gibi taleplere hakiki bir yanıt oluşturamadığını kanıtlar.

Kürt siyasal evreninde bir çözüm teorisi gibi sunulan bu söylem; post-kolonyal politikalara, siyasi kararsızlığa ve hegemonik bir bağımlılık ilişkisine zemin hazırlamaktadır. Açıktır ki ortada tarihsel ve sosyolojik bir doku uyuşmazlığı vardır. Kürtlerin "Türkiyemerkezciliği" kavramıyla ortak bir miras yaratma çabaları ikna edici olmaktan uzaktır. Bu yaklaşım, kendi tarihsel gerçekliğine yabancılaşan ve ulusal topluluk niteliğini yitirme riskiyle karşı karşıya kalan bir toplum yapısı yaratır. Bu durum, Kürtlerin yalnızca "hayali bir ulus" olarak ele alınmasına yol açar.

Soğuk Savaş’ın bitişi ve "ulus-devletin sonu" söylemleriyle birlikte sol ve İslamcı zihniyetin benimsediği evrenselcilik söylemi, Kürt siyasal alanına "Türkiyemerkezci" post-ulusal bir söylem olarak yansımıştır. Ancak bu durum, ulusallığı aşan bir düşünceyi değil; aksine hâkim ulusçuluğun tarihsel bağlarını güçlendiren maskelenmiş bir post-ulusal hegemonyayı pekiştirmektedir.

Kaynakça

Althusser, L. (2014). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (Çev. A. Tümertekin). İstanbul: İletişim Yayınları. (İdeoloji ve devlet aygıtları çözümlemesi için)

  1. Anderson, B. (2015). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması. (Çev. L. Ünsaldı). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (Ulus-biçim ve kurgusal ulusallık tartışmaları için)
  2. Balibar, É. ve Wallerstein, I. (2000). Irk, Ulus, Sınıf: İki Anlamlı Kimlikler. (Çev. N. Ökten). İstanbul: Metis Yayınları. (Ulus-biçim kavramı ve ulusal hegemonyanın üretimi için)
  3. Bhabha, H. K. (2016). Kültürel Konumlanış: Postkolonyal Teoride Eleştirel Yaklaşımlar. (Çev. L. Özcan). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (Post-kolonyal siyaset ve hegemonya tartışmaları için)
  4. Foucault, M. (2005). Özne ve İktidar. (Çev. I. Ergüden, A. Yılmaz). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (İktidar ağları ve öznelleşme süreçleri için)
  5. Gramsci, A. (2014). Hapishane Defterleri (Seçmeler). (Çev. A. Cemal). İstanbul: Belge Yayınları. (Hegemonya ve entelektüellerin rolü için)
  6. Yeğen, M. (2006). Müstakbel Türk'ten Sözde Vatandaşa: Cumhuriyet ve Kürtler. İstanbul: İletişim Yayınları. (Türkiye'de merkezileşme, devlet söylemi ve Kürt kimliği üzerine yapılan tartışmalar için)

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Siyasetin Kurucusu Olarak Ulus ve Egemenlik

Ulus merkezli bir mücadele için ilk vurgulanması gerek husus, siyasala yoğunlaşmış olmasıdır. Burada siyasala yönelik vurgunun ekonomi, kültür veya benzer bir alan olmadığını belirtmekte fayda var. Zira “siyasal olan” siyasetin temel çekirdeğini temsil eder ve bu haliyle siyasetten maksat bilindik anlamıyla bir iktidar mücadelesi olmadığı çok açık. Siyasete ruhunu veren ve onu bir “çekirdek kategori” olarak ele alacak olan bu durum, bir düzen kavramı olarak otonom yapının yanı sıra özünde ulusların yönetim ile kurduğu ilişkiyle aynı paraleldedir.   Bunun gerçekleşmesi ise ulusun “siyasal olan” ile kurduğu bağ ile orantılıdır. Siyasalın kaynağı ulustur ve ulusun siyasal olan ile ilişkisi onun siyasal eylem ve saikleri açıklamada kullanılabilecek özgül bir ayrım ile mümkündür. Siyasetin Kurucu Unsuru Olarak Ulus Ulus, siyasetin kurucu unsurudur. Ulus, siyasetin arızi bir unsuru değil onun kurucu motifidir. Ulusun otonom bir varlık olarak tanımlanması kendiliğin inşasının gerç...

İslamcılıktan Post-İslamcılığa “Aşırı Sağ”

  İslamcılık ve post-İslamcılık gibi kavram kategorilerin tartışıldığı bu zamanlarda, İslamcı siyasi partilerin iktidarıyla birlikte aşırı sağın yükseldiği görülür. Bunun anlamı, İslamcı deneyimden, niteliksel olarak farklı bir söylem ve siyasetin doğuşuna eş zamanlı olarak tanıklık etmekteyiz. Gerçek şu ki liberal, muhafazakâr, demokratik ve köktenci İslamcılığın görünür olduğu siyaset zemininde aşırı sağın güçlenmesi bir dizi tartışmayı da beraberinde getirmektedir.  Bu gelişmelerin yaşandığı vakalar her ne kadar farklı olsa da post-İslamcı trendin İslamcı ideolojik düşünceden koparak aşırı sağ ile kapsayıcı ortaklığı inkâr edilemez. Bir başka deyişle post-İslamcı düşünce ilke ve uygulamada aşırı sağ terendin büyülü havasından esinlenerek toplumsal gerçekliğini yitirmektedir. Ortadoğu’da post-İslamcılık çerçevesinde   “aşırı sağcı” hareketlerin yükselişi önemli bir tartışma konusudur.   Son birkaç yılda bu tartışmaların yaygınlaştığı söylenebilir. Söz konusu tart...

Kürt Siyasetinin Labirenti

Siyaset bir neden gerektirir. Onu anlamak yüzeysel tanımlamalarla elde edilemez. Onu kavramak için tarihsel, güncel ve toplumsal koşullarını da kavramak gerekir. Bununla birlikte siyaset toplumsal usu amaçlayan, doğasıyla uyuşan eylemsel bir bilince de ihtiyaç duyar. Siyasetin “ magnum opus”u toplumdur. Burada işlenen ya da ele alınan konular siyasetin epistemolojik ve pratik sorunlarıyla ortak bir paydada buluşan toplum sosyolojisidir.   Buna göre siyaset, toplumsal bağlamda ortaya çıkan ilişkilerde incelenebilen ve somut anlam kazanan problemleri inceleme sanatı olarak belirginlik kazanır. Bir başka ifadeyle siyasetin tini toplumdur ve toplum da ancak bu semantik çerçevede somut hâle gelir. ** Siyaset tek bir şahsın düşüncesini yansıtıyormuş gibi ele alınamaz, bundan çok fazlasıdır; Romantizm, Aydınlanma, Reform ve bu çerçevede ortaya çıkan sosyal ve beşeri bilimleri sentezleyerek günümüze aktaran bir politik faaliyettir. Politik faaliyet ise toplumu anlamayı amaç...